Ana sayfa Oku

Diyetler Out, Yemekle Arkadaş Olmak In

137
0
PAYLAŞ

Büyük bir çoğumuzun hayatında girmiştir; diyet yani perhiz. Kelime anlamı olarak baktığımızda Perhiz ‘bir kimsenin beslenme düzeninde, sağlığı korumak ya da düzeltmek ereğiyle uygulanan sınırlama’ olarak geçiyor. Ne kadar sevimsiz geliyor kulağa değil mi? Sınırlama.

Zaten bu yüzden bir çoğumuz başladığımız yerden tekrar tekrar başlamadık mı? Tekrar aynı diyetleri, farklı diyetleri yani farklı kısıtlamaları denemedik mi?

Bugünkü yazımda, diyete meydan okuyacağım. Tek niyetim artık size/bize/bana hizmet etmeyen bazı inançların bırakılmasına izin vermek. Amacım her biriniz için çok kişisel olabilecek ve bedenlerinizle ve yemeğinizle ilişkilendirmeniz gereken bazı konular üzerinde ışık tutmanıza yardımcı olmak.

Yemek Yemekle Boşanma Hikayem

Bunu söylerken, kendi adıma her şeyi bildiğimi ya da aldığım bütün diyet ve psikoloji kitaplarını yalayıp yuttuğumu sanmayın, bu konu benim de hala üzerinde çalıştığım ve kendimce ilerlememi devam ettirdiğim bir yolculuk. Ben sadece hangi süreçlerden geçtim, ve aslında nerede olmalıyım onu paylaşmak istiyorum. Sizinle yemekle aramdaki ilişkiyi paylaşmak istiyorum.

Daha önceki yazılarımdan birinde bahsetmiştim, et ve karbonhidrat ağırlıklı beslenen bir aileden geliyorum. Mantılar, içli köfteler, kete’lerden sonra hayatımda radikal değişiklikler yapsam da, vücudumu tamamen kendine getirmem zaman aldı. Tıpkı bir boşanma gibi. Yemekle arkadaşlıkla başlayan ilişkimiz zamanla evliliğe gitti. Ama bağımlı bir evilik düşünün. Size zarar veriyor. Siz bırakmaya çalışıyorsunuz, bir sürü yöntem deniyorsunuz, küsüyorsunuz bağırıyorsunuz, evden kaçıyorsunuz , kendinizi odaya kapatıyorsunuz (bir sürü diyet, perhiz ve kısıtlama yan!) fakat ona olan bağımlı ilişkinizden dolayı bir türlü tam olarak kurtulamıyor, kendi hayatınızı yaşayamıyorsunuz. Ne büyük bir girdap. Üç gün görüşmüyorsunuz mesela, ama dördüncü gün dayanamıyorsunuz ve yanına gittiğinizde fırtınalı sandığınız o tutkulu aşk 15 dakika sonra bile size zarar vermeye üzmeye hatta hasta etmeye başlıyor. Sonra pişmanlık, kendini suçlama, bir daha onu görmeyeceğim demeler ve bir kaç gün daha geçiyor…. İşte diyetle olan hastalıklı bağımlı ilişki durumum böyleydi. Bu konuda kitap bile yazabilirim sanırım; aslında iyi bir diyet yoktur.

Kaç defa bu son diyetim dedim ben de bilmiyorum. Üstelik piyasada bu diyet konusu ile ilgili o kadar çok kitap var ki. Özellikle benim lise ve üniversite yıllarımda pek meşhurdu bu diyet kitapları. Birinde, proteinin kral olduğunu ve karbonhidratların şeytan olduğunu öğrendik. Bir kitapta meyve çiğnenmeli, yutulmalı, içeri çekilmeli sanki hepimiz birer kuşuz! Bir başka kitapra patates gibi nişastalı sebzeler yasaktır, ama diğer kitapta sadece patates diyeti yaparsanız bağırsaklarınızı temizlerseniz yazar.

Fakat o dönemki kitapların hiç birinde (o dönem diyorum çünkü son yıllarda çıkan diyet kitapların tamamını okumadım, sebebini de anlatacağım) gıda ile olan ilişkimizin çok berbat ve çok şaşırtıcı olduğu yazmıyordu. Düşünsenize kaç diyet denedik? Arkadaşlarınıza veya aile üyelerinize kaç tane diyet denedi? Bir milyonlarca dolarlık bir endüstri, çünkü birileri bir yerlerde bir kitap satın aldı azönce, hatta birkaç kişi birarada yine toplu olarak bir diyet kitabı daha satın aldı, bir tane daha bir tane daha…..

Şimdi burada vegan olduktan sonra da bu ilişkimin hemen biranda düzelmediğini belirtmek istiyorum. Çünkü vegan olduktan sonra bile nasıl yemeniz gerektiğine dair bir çok dogma var. Veganizm bana en büyük armağanlardan birini vermiş olsa da, en önemli katkısı seçimlerime derin anlamlar verdi. Yiyecek artık sadece benim hakkımda değil, sadece karnım, göbeğim ya da kalçalarım değil, ama benden daha büyük bir şeyle alakalıydı. Yemekle olan ilişkimi değiştirmemde kesinlikle ilk adımdı ve birey olmamda, kendime güvenimde çok fazla katkıda bulundu; ancak oraya ulaşmam gereken tek adım değildi.

Medya ve toplum, bize imkansız güzellik standartlarını ve vücudumuzun nasıl görünmesi gerektiği konusunda bize kodlar verdi ve bizde sonra olduğumuz durumda, yiyecek ve bedenlerimizle çılgınca, kafa karıştırıcı ve korkutucu bir ilişki olması konusunda çok farklı bir tarife sahip olduk, ve bu durum yemekle olan ilişkimizi bozdu. Ama esas nokta: değiştirebiliriz.

Gıda İle İlişki Durumu: Dengeli

Bize doğal olarak gelen sağlıklı alışkanlıklar yaratabilir ve bedenlerimizle temasa geçmemize, yiyeceklerin hem sağlık verici, hem de bizi tatmin ettirdiğine ve bizi mutlu etmesine izin vermemize izin verebiliriz. Diyetler bizi çok uzun süre eğitti sanırım ama, sonuçlarını görmek istiyorsan bunun tamamen bireysel istekle ilgili olduğunu anlayalım. Ben şimdi size söylüyorum ve bunu duymaya hazır olmayabilirsiniz, eğer iktidar denklemin bir parçasıysa, bu yemek yediğiniz her öğünle vücudunuzla savaştığınız anlamına gelir. Bunun yerine onunla çalışsak nasıl olur? Yani gücü kime verdiğinizle ilgili biraz da. Gücü ve kontrolü elinize alarak yemekle olan ilişkinizi dengeli hale getirmek. İşte ben de tam bunu yapmaya çalışıyorum. Cümlenin içinde geçen güç ve kontrol kelimeleri sizi korkutmasın, her hangi bir zorlama ya da kısıtlama değil katettiğim, tam aksine. Kontrolü ve gücü tamamen bedeninize vermeyi kastediyorum. Beyninizden çıkıp bağımlı yemek ve diyet ilişkinizden arındığınızda, vücudunuz size iyi gelecek yiyecekleri hatta miktarları bile sinyallerle gönderiyor.

Perhize Perhiz

Burada bir kaç ek tavsiyede bulunmak isterim;

  • Öncelikle kısıtlayıcı, eksiklik, yoksunluk algısı ya da hissi yaratacak hiç bir beslenme düzenine görmeyin. Beslenme düzeninden kastım diyet, veganlık değil. O kısıtlayıcı diyetlere bir müddet dayanabilirsiniz, sonrasında yine aynı noktaya geri dönüyoruz insan olduğumuz için.
  • Vücudunuz hakkında konuşma ve hissetme biçiminizi değiştirin. Vücut kabulünün kilo kaybının ardından gelmesi çok büyük bir yanlış, aslında, kendinizi sevmek ve vücudunuza saygı duymak şu anda vücudunuzu bir tapınak gibi tedavi etmek ve gıdaları veren güzel sağlık vererek dinlemek ve onu dinlemek için önemli bir unsurdur, aynı zamanda tercihleriniz hakkında mutlu ve rahat olmanızı sağlar.
  • Ben son dönemde çıkan meşhur diyet kitaplarını okumadım. Çünkü diyet ve perhiz konusunun anlamsız olduğunu öğrendim. Bunun yerine şifalı yemekler, ya da sağlıklı yaşamla ilgili kitapları yöneldim. Siz de önce bedeninizi sonra da iç güdülerinizi dinleyerek kendinize en iyi gelecek beslenme düzenini tercih etmeye çalışın, ama içinde kısıtlama olmasın 😊
  • Yemek için oturduğunuz her seferinde dikkatli bir şekilde yemeyi alışkanlık haline getirin. Oturun, zevkinize odaklanın ve anın tadını çıkarın, ancak özellikle midenizin beyninize yetişebileceği kadar yavaş yiyin ve ne zaman dolu olduğunu bildirebilsin
  • Hem gıda kalitesi hem de gıda miktarı konusunda düşünün. Bu, kalori sayma, yiyecek tartma veya ölçme anlamına gelmiyor. Bu, size faydası olacağına inandığınız gerçek gıdaları tercih etmek anlamına geliyor. Aynı zamanda yavaş yavaş vücudunuzla temasa geçmek ve doyduğunuzda durmak anlamına geliyor.
  • Aç olduğunuzda yemek yemeniz ve bedeninizle savaşmamasını sağlayın. Yani acıktığınızda yiyin. Ama bunu dikkatlice, suçluluk ya da utanç olmadan yapmak çok önemli. Vücudunuzla tekrar bağlantıya geçtiğinizde, doğal olarak iyi seçimler yapmaya yöneleceksiniz.
  • Stres kaynaklı yemek ilişkisinde sizi gevşetecek başka aktiviteler çok faydalı oluyor, örneğin meditasyon ve yoga gibi stres ve akılsız yemek yedirmek için gevşeme uygulamalarını ekleyebilirsiniz. Ben stresli ya da gergin olduğumda kendimi yürüyüşe veriyorum. Oldukça stresli bir işim var ve günlük gerilimleri doğada yürüyerek atıyorum, o 20 kilometre yürüyüşlerin sebebi hep bu işte! 😊
  • İlk başlarda kendi kendinizi keşfetme ve duygularınızı dökmek, takip etmek için yemek günlüğü tutabilirsiniz. Günlük konusu biraz saçma ya da gereksiz gelebilir, ama emin olun kendiniz hakkında, farkında olmadan bile edindiğiniz alışkanlıklarınız hakkında çok şey öğreneceksiniz ve kötü sözlerle başlasanız bile, vücudunuza ve kendinize yönelik en sevecen ve merhametli sese dönüştürebileceksiniz. Kelimelerin gücüne inanıyorum.
  • ‘Şu yemek gruplarından uzak durun’, bu karbonhidratları almayın gibi korku yükleyen genel geçer kalıpları silin. Özellikle dikkatli bir şekilde yemek yiyorsanız ve diyetinizi gerçek gıdalara dayandırıyorsanız zaten yeteri ve bedeninizin ihtiyacı olduğu ölçüde tüketirsiniz. Makarna ya da patateste o gün canınız iki avuç fındık yemek istiyorsa bunda bir yanlışlık yok. Zaman içerisinde o kadar çok gıdalar hakkında beynimiz yıkanıyor ki sadece bedenlerimizi dinlemek, özlem duyduğumuz şeyleri yemeyi ve dolduğunda durmayı unutmuşuz.
  • Uyuyun, dinlenin, gevşeyin. Stres ve uyku eksikliği hormonlarınızla gerçekten karışabilir ve vücudunuzun açlık sinyallerini dinleyebilmenizi önleyebilir.
  • Benim en sevdiğim maddeyi sona sakladım 😊 Hayatınızı yaşayın, ve hayatınız sadece yemekten ibaret olmasın. Bu noktaya açıklık getireyim; yemek yemeği ben de çok seviyorum. Ama bahsettiğim yemekle boşanma sürecinden sonra hayatımı oluşturan tek şey yemek olmaktan çıktı. Yemek yiyorum, tadını çıkarıyorum; aslında yaşıyorum. Yemek  yemeye yüklediğim anlam değişti. Hayatımızın bir alanında sıkıştığımız zaman, mantıksız korkular yaratmak, üzerinde aşırı yük almak ve saplantı bulmak kolaydır. Ancak vücudunuz dinlerseniz ne yapmanız gerektiğini bilerek sizi yönlendirecektir.

Sizin de diyet ya da beslenme ile ilgili hikayeniz nasıldı?

Sevda Sarp

 

PAYLAŞ

Siz ne düşünüyorsunuz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.