Ana sayfa Gez

Dünyada Sağlıklı Beslenme Alışkanlıkları

1205
0
PAYLAŞ

Bir ülkeye gittiğimde en merak ettiğim şeylerden biri mutfakları ve en sevdiğim şey de başka ülkelerde, başka şehirlerde market gezmesi. Evet tam bir market insanıyım. Herkes alışveriş caddelerinde dolaşırken benim ilk yaptığım şeylerden biri her zaman market keşif turu oluyor. Raflarda gezinirken ürün içeriklerine bakmak, veganlara yönelik ne gibi ürünler var bakmak öğrenmek okumak. Ve tabi ki de dönüş yolculuğumda valizimin yarısı gıda ile dönüyorum 😊 Bundan dört beş sene öncesinde ülkemizde henüz kinoa ve chia bu kadar yaygın değilken valizimde kilo kilo taşıdığım zamanları ve kontrolden geçerken görevlilerin sorgulayıcı aramalarını, ailemin valizimi açtığımda verdiği tepkileri hep hatırlıyorum. Artık ülkemizde de sağlıklı yaşam daha bilinir ve yaygın hale geldi. Her ürün olmasa da bir çok ürünü marketlerde bulabiliyoruz. Benim tek sorunum sağlıklı ve temiz yemek tercihlerinin etiketleri. Sanırım Avrupa standartlarındaki fiyatlamalara gelmemiz için biraz daha zamana ihtiyacımız olacak. Böyle bir tarım ülkesinde yaşarken bazı sebzelerin bile yurt-dışından daha pahalı olmasına üzülüyor insan elbette, ama ülkemize her şey geç gelir. Bu yüzden nasıl sağlıklı yaşam ve bilinçli beslenme algısı geç geldiyse, normal fiyatlar da geç gelecek ama gelecek diye umuyorum.

Dünyada iklim, yaşam koşulları, alışkanlıklar, gelenekler değiştikçe, beslenme ve sağlıklı yaşam yolları da farkılıklar gösteriyor elbette. Bence burada iki faktör çok önem taşıyor: iklim ve gelenekler. Ülkelerden bağımsız olarak sanayileşme ve modern düzen alışkanlıkları etkilese de, geleneksel beslemede daha sağlıklı seçimler olduğuna inanıyorum. Bu sebeple sağlıklı yaşam alışkanlıklarını gözden geçirerek belki örnek alabileceğimiz bir şeyler olur mu diye kurcalamaya niyetlendim. Bu ülkeler arasında ziyaret ettiklerim ve çoook gitmek istediklerim var, mesela Japonya ve Hindistan. Umarım bir gün kısmet olur ve yerinde görebilirim 😊 Şunu da belirtmek istiyorum; bu yazıda sadece ülkelerin veganlıkla iligili olan sağlıklı alışkanlıklarına değil de, sağlıklı beslenmeyi algılayış biçimlerine değinmek istiyorum. Bu sağlıklı seçimlerden neleri ilham alabiliriz? Asya’dan başlayarak Amerika ve Avrupa kıtasına doğru ilerleyecek olan sağlıklı yaşam yolculuğumuz başlasın o halde!

Japonya

Öncelikle Japon mutfağının ana teması renkli ama küçük porsiyonlar. Sanırım Fransızlardan sonra ‘petite’ anlayışının en yaygın olduğu ülke Japonya. Güzel olan tarafı bu küçük porsiyonların içerisinde bol bol sebze mevcut olması. Yani görselliğin yanında doğal olmasına da özen gösteriyor Japon mutfağı.

Bu görsellik takıntısı sayesinde geleneksel Japon mutfağının neredeyse her öğününde renkli bir sebze bulunuyor. Bu sebzeleri çoğunlukla buharda haşlamayı tercih etmişler. Bu sayede hem besin değerlerini koruyor hem de renklerini. Benim Japon mutfağını incelerken en çok hoşuma giden şey de bu oldu. Ne yerseniz yiyin, renkli tabaklar için sebze ekleyin! Yapılabilirse güzel bir alışkanlık olmaz mı? Hem çok pişirmemek ve besin değerlerini korumak adına buharda pişirme yöntemi de ideal. Japon mutfağında sevdiğim başka bir nokta da mümkün olan en az işlenmiş şeker ve gıda içermesi oldu. Porsiyonlar zaten küçük olduğu için ek bir gıdaya ihtiyaç duymamışlar ve doğal olan bitkisel kaynakları kullanmayı tercih etmişler; örneğin yeşil yapraklı sebzeler ve haşlanmış pirinç.

Gelelim en ilginç geleneğe. Japonlar Washoku adında bir yöntemi de benimsiyorlar. Bu yöntem bir öğünde beş ayrı pişirme tekniği, beş ayrı tadı, beş ayrı rengin bulunmasını öngören bir uygulama. Bu sayede her çeşit besini yiyerek o besinlere olan ‘açlığı’ azalttıklarını düşünüyorlarmış. Ne kadar ilginç değil mi? Ben de araştırmadan önce hiç düşünmemiştim açıkçası. Washoku’yu destekleyen bir başka ekol de Kansha. Kansha yemek konusuna daha ruhani yaklaşmış ve yediklerimize sükret minnet duyarak yememiz gerektiğini, ayrıca doğaya bu farklı tatları bize sunduğu için sükran duyarak mümkün olduğunca bu besinlerden yararlanmamız gerektiğini savunan bir felsefe. Bunun arkasında mümkün olduğunca israf etmemek, her sebzeyi başından köküne kadar değerlendirmek, gerekmedikçe meyve ve sebzeleri soymadan ve bütün halinde yemek gibi bir felsefe yatıyor aslında. Bu tam bana göre! Meğer ben de Kansha felsefesini destekliyormuşum da haberim yokmuş 😊

Elbette değinmeden geçemeyeceğimiz benim de çok severek tükettiğim bir şey daha var; yeşil çay. Japonların uzun ömürlü olmalarını sağladığı iddia edilen yeşil çay bildiğiniz gibi bir çok faydası var. Ayrıca yosunun fazlaca kullanılması da sağlıklıl tabakların arkasındaki bir başka neden. Japonlar günlül 4-6 gr arasında yosun tüketiyorlarmış. Hem düşük kalorisi hem de faydaları düşünüldüğünde çok iyi bir sağlık alışkanlığı değil mi?

Çin

Chopstick’lerin ana vatanı olarak Çin. Bu çubuklar Çin’lilere göre hem yavaş yemenizi sağlıyor hem de küçük lokmalarla yemek yemenin daha uzun süre olmasına imkan veriyor. Geleneksel Çin mutfağı tam bir fast food karşıtı! Her şey yavaş, sakin ve dengeli. Çin’de hoşuma giden beslenme alışkanlığı yemeklerin ölçülü ve zamanlaması oldu. Çinliler güneyi bir kahvaltı ile başlıyor, doyurucu bir öğle yemeği ve hafif bir akşam yemeği ile günü kapatıyorlar. Bu benim de tercih ettiğim bir beslenme düzeni aslında.

Çin mutfağının olmazsa olmazlarından biri de çorba, ama bu konuda iki farklı yöntem var. Bazıları çorbayı ana yemekten önce tercih ederken bazıları da ana yemekten sonra çorba içmek isriyormuş. Yemekten önce çorba içenler şeker ihtiyacını dengelemek ve iştahı biraz azaltmak için; yemekten sonra içenler de tam bir doygunluk hissine ulaşmak için tercih ediyorlar. Bu da bana çok ilginç gelmişti.

Çin mutfağında beğendiğim bir başka sağlık alışkanlığı da probiyotikler oldu. Çinliler doğal fermente süreçlerini yemek alışkanlıklarına dahil etmişler. Bir çok sebzeyi fermente edip tüketiyorlar ve lahana bunların başında geliyor.

Bir çok Çinli yemeklerden sonra hafif yürüyüşlere çıkıyor. Bazen uçaklarda gördüğümüz uçak koridorlarında bir öne bir arakaya yürüyen Çinli dostlarımızın niyeti buymuş meğer 😊 sonuç olarak Çin geleneklerinde en çok hoşuma giden şey hafif akşam yemeği tercihleri ve yemek sonrası çorba fikri oldu.

Hindistan

Baharatları ve aromalarıyla meşhur bir ülkeye geldik. Buddha’ya olan merakımdan dolayı en çok gitmek istediğim ülkelerden biri Hindistan. Biraz korksam ve maliyetli bir tur olsa da bir gün mutlaka gerçekleştireceğim bu ziyareti ve yemekleri yerinde göreceğim 😊 Hint mutfağı denilince akla hep masala ya da acı baharatlar geliyor. Zaten Hint mutfağında en büyük sağlık ekolü de bu baharatlar. Özellikle acı baharatlar Hint geleneklerine göre doygunluk hissi veriyormuş… halbuki biz de tam tersini olarak bilinmez mi ?!

Hint mutfağında benim en çok ilgimi çeken alan Ayurveda, ya da Ayurvedik beslenme. Genel olarak Hindistan’ın alt kıtasında ortaya çıkan antik bir sağlık sistemi olan Ayurveda aslında bir şifa sistemi ve bilgelikler bütünü olarak nitelendirilebilir. Kelime anlamı olarak yaşam bilimi olarak geçiyor ve ana amacı öncelikle kişinin ideal bünye tipini tespit etmek ve herhangi bir dengesizlik durumunda, dengesizliğin haberini veren belirtilerin kaynağını bularak, dengenin tekrar kurulması üzere geniş kapsamlı önerilerde bulunmak. Bu da tam bana göre! Ayurveda aynı zamanda aynı Japon mutfağında olduğu gibi her yermekte bir çok tadın birarada olmasını savunuyor. Yani biraz tatlı, biraz eksi, biraz acı biraz tuzlu her tattan azar azar. Little little into the middle diyebiliriz 😊 Hint restoranlarında sunulan mango ve acılı tofunun bir arada olduğu tabakların sebebi hep bu işte. Bu felsefe benim de oldukça sık hazırladığım ‘buddha bowl’ konseptinin de yaratıcısı olabilir 😊

Açıkçası Hint mutfağını çok sevsem de, aşırı sağlıklı bir mutfak olduğunu düşünmüyorum. Elbtte bazı alışkanlıkları doğru uygulandığında sağlıklı oluyor. Ancak sanırım porsiyon konusunda biraz abartıyorlar. Ya da acı konusunda yanılıyorlar 😊 ama Hint baharatlarının ve felsefesinin şifalandırıcı etkisi olduğuna inanıyorum.

Güney Amerika

Bir çok Güney Amerika ülkesinde benzer alışkanlıklar ve mutfak kültürü mevcut olduğundan, bir grupta yazmanın daha kolay olacağını düşündüm. Genel olarak Güney Amerika ülkelerinde öğle yemeği en büyük ana öğün olarak tüketiliyor ve akşam yemeklerinde daha çok hafif yemekleri tercih ediyorlar. Bakliyatlar neredeyse bütün yemeklerin içinde var, böylece hem tokluk hissi veriyor hem de istedikleri tadı baz olarak kullanabiliyorlarmış.

Ana felsefe olarak tatlı ve tuzlu tatları birarada bulundurmayı amaçlayan bir mutfak. Aynı zamanda acıyı da oldukça kullanıyorlar yemeklerde. Özellikle Meksika mutfağında tıpkı Asya’da olduğu gibi bir çok tadın birarada sunulduğu tabaklar meşhur. Acı, tatlı, ekşi, tuzlu hepsi birarada. Böylece ara tatları canınınız çekmiyor ve hem karnınız hem gözünüz doymuş oluyor. Ama bence Meksika mutfağında bir porsiyon sorunu var 😊 ne zaman yesem aşırı tok hissediyorum ve bir kaç saat ağırlık yapıyor hatta yemekleri bitiremiyorum.

Belki de Güney Amerika yemek geleneğinin bize en yakın tarafı içinde aile ile yenen uzun yemekler ve sofralar bulunması. Bunun dışında Meksika mutfağında super sağlıklı gelenekler göremedim. Ama vegan beslenmeye de uygun bir mutffak olduğunu söyleyebilirim.

Almanya

Asya’dan Avrupa’ya geliyoruz şimdi. Almanya’ya her gittiğimde sağlıklı yemek alternatiflerini rahatlıkla bulabiliyorum. Aslında gıda endüstrisinin belki de en çok geliştiği ülke Almanya ama geleneklerini devam ettirmeleri sayesinde bir o kadar da doğal ve sağlıklı. Uzun yıllar savaş içinde yaşamış bir ülkenin mutfağı da ona benzer olarak şekillenmiş elbette. Bazı yiyecekler o dönemlerde sadece maddi olanağı kısıtlı ailelerin tercih ettiği besinler olsa da, aslında sağlıklı mutfağın alt yapısını oluşturmuş. Örneğin neredeyse siyaha yakın rengi olan Alman ekmeği ya da sauerkraut bunlardan ikisi. Almanlar güne çok iyi bir kahvaltı ile başlıyorlar. Kendi yaptıkları yoğun tahıl ekmekleri tok tutuyor hem de besleyici. Kahvaltı da yok yok ama, buna reçeller de dahil. Öğle yemeğini genel olarak geçiştirirken akşam yemeği yine evde hazırlanan ve aile ile yenen sofralara dönüşüyor. Aslında kek ve pasta çeşitliliğini düşünürsek çok da sağlıklı görünmeyebilir 😊

Ama sanırım Alman mutfağının sağlıklı yönü geleneksel olarak tam tahılların dahil olması ve evde yemek yapma kültürü. Fast food dan uzak daha çok bütün yemekleri tercih etmeleri. Elbette bir de sauerkraut, benim de severek yediğim ve çok faydalı olduğuna inandığım bir besin. Almanlarda en sevdiğim diğer özellik de yine sebzeleri buharda pişirmeyi tercih etmeleri. Özellikle kuşkonmazın birbir çeşidinin olduğu bu bölge beni o açıdan kendine çekiyor. Genellikle harketli olan yaşam tarzları, ve yemekleri genellikle orta porsiyonlarda tercih etmeleri de yine hoşuma giden geleneklerinden. Ayrıca veganlığın en çok yayıldığı ülkelerden biri olduğunu da eklemek gerekiyor. Nüfusun neredeyse %10’u vejetaryen ve yaklaşık %4’ü vegan, şimdilik. Gıda endüstrisinin de çok gelişmiş olmasıyla veganlara uygun bir çok ürün bulabiliyorsunuz. Bu yüzden Almanya’da market gezmeye bayılıyorum 🙂

Fransa

Geldik obesitenin en az yükseldiği ülekelerden birine. Fransız mutfağında hayvansal içerik olmayan bir yemek bulmak oldukça güç. Ama benim bu Parisien yaşam biçimi ile ilgili hoşuma giden şey yemekle olan ilişkileri. Bilinçli ve ölçülü yemek alışkanlığını düşündüğümüzde Fransızlardan iyisi yok bence. Yemekle aralarında güzel ve dengeli bir ilişki kurmuşlar, her şey kararında, hiç bir şey abartılı değil. Üstelik bunu sağlıklı yaşamak ya da yemek yemek sürekli diyet yapmak gibi bir takıntı ile yapmıyorlar, bu Fransızlar için bir hayat tarzı olmuş resmen. Sanırım bu dengeli ilişki sayesinde o kadar şarap ve peynir bolluğuna rağmen zinde ve fit duruyorlar. Çok küçük yaştan itibaren çocuklar bir çok yemeği yiyor ve farklı tatlarla besleniyorlar, ve yaşları kaç olursa olursa elleri çatal bıçak tutabildiği anda kendileri yapıyorlar. Yani bizdeki gibi ye annem ye çocuğum bak arkandan ağlar diyerek bin bir çeşit yöntemle çocuklar zorla bir şey yemiyor. Tamamen kendi başlarına önlerine konulan tabağı kendi hızlarında belki de yarısını ziyan ederek ama öğrenerek yiyorlar. Bu da yemekle aralarında duygusal bir bağ olmaksızın sadece karın doyurma ve bilinçle yemek yeme alışkanlığı edinmelerini sağlıyor.

Bir başka güzellik de porsiyonların nispeten daha küçük olması. Bu küçük porsiyonları geniş zaman diliminde ağır ağır yiyorlar. Yine bizde olmayan bir gelenek sanırım 😊 Ayrıca Fransız mutfağında genel olarak atıştırma kavramı yok. Özellikle işlenmiş gıdalardan uzak bir mutfak ve ara öğün konsepti pek gelişmemiş. Onun yerine doyurucu ve en az bir saatte bitirilen ana öğünler mevcut.

Fransızların bir diğer güzel alışkanlığı ise mümkün olan her yere yürüyerek gitmeleri. Günümüzde çok popüler olan spor salonu konsepti Fransa’da çok yaygın değil aslında. Sanırım genel olarak yemek yemeye olan bakış açıları, ne kadar ve nasıl yemek yemenin daha önemli olması ve küçük porsiyonları sağlık alışkanlıklarını özetleyebilir.

Akdeniz – İtalya, Yunanistan, İspanya

Ülkemizin de dahil olduğu Akdeniz mutfağını kim sevmez ki? Hem yemeğin kendisinin hem de yemek yemenin sevildiği coğrafya, iklimi sayesinde bir çok sağlıklı alışkanlığa fırsat veriyor. Yemek yemenin sevilmesi aslında yemekle olan ilişki açısından ve dengeyi bulmak için büyük bir önem taşıyor öyle değil mi? Yemek yemek zevke dönüşürken kimse makarnanın kaç kalori olduğunu saymıyor!

Akdeniz mutfağında hoşuma giden alışkanlıklardan birisi yerel ve taze yiyeceklerin trcih edilmesi. Kuzey Avrupadaki kadar dondurulmuş gıdaya talep yok ve yine de kasaba ve bölgesel tedarikçiler haşa revaşta. Yemeklerin çoğunlukla evde yapılıyor olması yine ailece yemek yeme geleneğiyle bütünleşmiş, bu yüzden de taze ve ev yapımı gıdalar daha çok tüketiliyor.

Ama bence akdeniz bölgesinde en önemli sağlık alışkanlığı insanların hayattan, yemekten, gülmekten, beraber yemek yemekten keyif alıyor olmaları. Bu yemeklerin içinde bolca sebze, yemişler, bakliyatlar ve zeytinyağı var. Domates, zeytinyağı ve makarna yetiyor mutlu olmalarına 😊

Tabii bir de çoğunlukla İspanya’da uygulanan ‘siesta’ yı unutmamak lazım. Gün içinde yorgunluğu alarak ve sıcak havadan kurtulmayı sağlayan öğle uykusu büyükler için de geçerli hala. Öğle uykusundan sonra çok ağır olan bazı İspanyol yemekleri yerine taze domatesli ve zeytinli bol zeytinyağlı bir salatayı tercih ederseniz çok daha iyi olur tabii 😊 siestayı saymazsak aktif bir hayat tarzlarını da söylemek mümkün, bol sans, bol bisiklet ama en çok ta hayattan keyif almayı alışkanlık haline dönüştürmüş bir kültür. Bence de en önemlisi bu zaten!

Israil 

Bir çok ülkeye göre oldukça sağlıklı birm mutfağa sahip İsrail. Bu dengeli beslenme alışkanlıkları kahvaltı ile başlıyor ve güne çeşitli sebzelerle merhaba diyorlar. Tam benlik! Günün en öenmli öüğünü olarak kahvaltıyı gördükleri için çok geniş ve doyurucu bir kahvaltı menüleri mevcut. Çeşitli salataları ve zeytinyağını da kullanıyorlar bol bol. Aslında vegan olarak kolayca temiz yemek bulabileceğiniz bir mutfak denebilir. Humusun ve tahinin bol bol kullanıldığı bir mutfak ne kadar sağlıksız olabilir ki?!

Ayrıca işlenmiş gıdanın çok az tüketildiği bir gelenekleri var. Bol tahıllı, bol sebzeli ve az şekerli bir beslenme düzeniyle İsrail mutfağı sağlıklı beslenmeye çok uygun.

Ülkemiz

Dünya turundan sonra ülkemize geri döndük. Geleneksel Türk mutfağında en sevdiğim nokta taze sebzelerin, yemişlerin, baklagillerin bolluğu ve ulaşılabilir olması. İnanın bazı ülkeler bu sebze çeşitliliğimize o kadar özeniyorlar ki. Unutmayalım, Türk mutfağı, Çin ve Fransız mutfakları ile birlikte dünyanın sayılı üç mutfağından biri. Bulunduğu coğrafyadan kaynaklı Mezopotamya’nın tahılları, Akdeniz çevresinin sebze ve meyveleri, Güney Asya’nın baharatı ile birleşerek zengin bir yemek kültürü oluşturmuş. Tahıl ürünlerinin yaygın kullanımı sebzelerle birleştiğinde çok sağlıklı beslenme seçenekleri sunuyor aslında. Elbette zamanla bazı yemeklerin yapımı değişmiş ve bol yağlı bol ekmekli bol kalorili hale gelmiş. Ama bu seçenekleri sağlıklı hale dönüştürmek bizim elimizde. Üstelik en güzel zeytinyağı ve kuru yemişlerin olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Meyve tüketimi de oldukça yaygın. Aslında mutfağımız çok iyi bir sentez bence. Üstelik geleneksel mutfağımızda toksin, işlenmiş gıdalar, trans yağlar mevcut değil aslında. Bu sebeple Türk mutfağının en sevdiğim özelliği taze yemeklerin çeşitliliği, evde yapılan öğünlerin yoğunluğu ve tat uyumunun bütünlüğü. Örneğin kuru fasulye pilav, örneğin mercimek köftesi, örneğin zeytinyağlı yaprak dolması.

Sizin favori mutfağınız hangisi? Ben yukarıda bahsettiğim ülkelerin bir senteziyim sanırım 😊

Sevgiler,

Sevda Sarp

 

PAYLAŞ

Siz ne düşünüyorsunuz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.