Ana sayfa Öğren

İklim mi gıdayı etkiler yoksa gıda mı iklimi?

316
0
PAYLAŞ

Belki de son on yıldır hayatımıza yeni bir kavram girdi: iklim değişikliği. Bir çok kanalda bu konuyu duyar olduk, tartışma programlarında dinliyoruz, kitaplar da okuyoruz,  bazen kendi sohbetlerimizde konusunu ediyoruz. Yaygın olarak iklim değişikliklerinin yasal düzenlemeler yüzünden arttığı konuşulsa da, aslında önemli başka bir konuyu göz ardı ediyoruz: gıda endüstrisinin ve bireysel gıda tercihlerimizin iklime olan etkisi. Tabağınızdaki etli sandviçin çevre ve iklimde bozulmalara yol açtığını söylemek ne kadar abartılı geliyor öyle değil mi? Ne yazık ki bilimsel olarak da kanıtlanan bu etki, insanlar tarafından pek bilinmese de; dikkati hak ediyor. Küresel ısınma konusunda yapılan bir çok araştırmanın ortak noktası bu etkinin insan kaynaklı olduğu. Dünyada yaşayan bireyler olarak, seçimlerimizde biraz daha dikkatli davranarak iklim değişikliğine karşı duyarlı seçimler yapabiliriz.

Hayvancılık sektörünün çevreye olan etkilerini dört ana başlıkta toplayabiliriz;

Arazi kullanımı: Gıda ve Tarım Örgütü tarafından yayınlanan bir raporda, sığır endüstrisinin tüm gezegende arazi yüzeyinin kullanımının üçte birini oluşturduğunu tahmin ediyor.

Su tüketimi: Hayvancılık sektörü, gezegende tatlı su kullanımının üçte birinden sorumludur.

Sera gazı emisyonu: Sera gazı emisyonunun önemli bir sebebi de hayvancılık endüstrisi , yine yaklaşık üçte birinden fazla.

Gereğinden fazla antibiyotik ve ilaç kullanımı: New England Journal of Medicine’de yayınlanan bir rapora göre, ABD’de üretilen antibiyotiklerin% 50’den fazlası sığır endüstrisi tarafından sağlıklı hayvanlar üzerinde kullanılmaktadır. Bu raporda ayrıca, salmonella enfeksiyonlarının% 80’inden fazlası gıda hayvanlarından elde edilmektedir.

Gıda tercihlerimizin çevreye olan etkisine bilimsel bulgular oldukça fazla

Ford ve Birleşmiş Milletler’in yaptığı bir araştırma hayvancılık sektörünün küresel sera gazı emisyonlarına katkısının ulaşımdan daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Bu araştırma sonucunda sığır ve kuzu eti üretiminden kaynaklanan toplam emisyonun protein gramına kıyasla bakliyattan 250 kat daha fazla olduğu, aynı zamanda domuz eti ve tavuk etleri bakliyatlardan 40 kat daha fazla olduğunu ispatlandı. Bununla birlikte, hayvancılık faaliyetleri yoluyla bir sera gazı olarak karbon dioksitten 20 kat fazla ve 250 kat fazla güçlü metan ve azot oksit gazları üretildiği ispatlandı. Birleşmiş Milletler raporuna göre karbon dioksit salınımlarının %9’u, metan salınımının %37’si, nitrous oksit salınımının %65’i ve amonyak salınımının %68’i hayvancılık kaynaklıdır.

Sera gazı emisyonlarının etkisi, engelleme konusunda uzlaşmaz ve engellenemez bir sorun gibi görünebilir. İnsanın gezegene yaptıklarını nasıl etkileyecek bir rol oynayabiliriz? Politik ve ekonomik güçler, iklim krizine yönelik çabaları zayıflattığına, bu konulara nasıl yaklaşabiliriz? Bu soruların tek bir cevabı var: yemek tercihlerimiz. Biraz daha bilimsel yaklaşım o halde.

2010 Temmuz ayında Birleşmiş Milletler Çevre Programı, nüfus artışı tahmin edilen düzeyde sürerse 2050’de 9 milyar nüfusa sahip olacak Dünya’yı açlık ve iklim değişikliğinden korumak için hayvansal ürünlerden ve süt ürünlerinden uzaklaşan bir diyete geçişin gerekli olduğunu açıklamıştır.

Bu spektrumda, gezegen ve toplu geleceğimiz için mümkün olan en az hayvansal ürün bulunmalı. sadece Akdeniz diyeti bile (düşük miktarda hayvansal ürünler içeriyor) emisyonların artmasına neden olurken,  pescetarian diyeti (balık içeren vejetaryen bir diyet) emisyonlarda az miktarda azalma sağlıyor.

Bununla birlikte, yine aynı çalışmada gösterilen bulgu, küresel bir vejetaryen diyetin sera gazı emisyonlarının azaltılmasında en önemli etken olduğunu; aynı zamanda vejetaryen beslenmenin tarımsal arazi talebinde ve arazi temizlemede bir azalmaya sebep olacağını da gösterdi. Beslenme düzenlerinde değişikliğe gidilmesi  halinde sağlık harcamalarının azalmasına sebep olacağından yılda 1 trilyon dolarlık bir tasarruf sağlayabilir.

Aynı araştırma, vegan beslenme diyetinin sütleri ve yumurtaları ortadan kaldırmasıyla emisyonları en çok azaltacağı bir çok çalışmada da doğrulandığını belirtiliyor. Bu nedenle, bitki temelli bir diyet benimsemek, bir kişinin çevresel bozulmayı azaltmak ve Dünya’nın doğal kaynaklarının tükenmesini azaltmak için yapabileceği en güçlü seçeneklerden biridir.

Sıcaklık ve deniz seviyesinin yükselmesine neden olan sera gazı emisyonlarına önemli ölçüde katkıda bulunmanın ötesinde, et tüketimi çevresel diğer etkileri de var: yaklaşık 800 milyon insan kronik beslenme yetersizliği yaşıyor ve güvensiz gıda kaynaklarıyla besleniyor ve neyazık ki dünyadaki tahılların %35’i hayvancılıkta kullanılıyor. Diğer yandan tüm amazon ormansızlaşmasının yaklaşık % 80’i sığır yetiştiriciliğinden kaynaklanıyor. Bununla beraber; hayvancılık üretimi, şu an karşı karşıya olduğumuz küresel biyoçeşitlilik krizinde son buzul çağından bu yana eşi benzeri görülmeyen bir rol oynamakta.

Çevresel faktörleri ele alan Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde bu konu ile ilgili yayımlanan bir araştırma vejetaryen ve vegan beslenme düzenlerinin dünyada yaygın bir biçimde benimsenmesinin milyonlarca kişinin yaşamını kurtarabileceğini hem de trilyonlarca dolarlık bir tasarruf sağlayabileceğini ortaya koyuyor.

Su tüketiminin de önemli bir kaynağı hayvancılık sektörü ve bu konuyla ilgili ABD Çevre Koruma Dairesi’ne göre ;

1 kg biftek elde edebilmek için yaklaşık 15 bin litre su tüketilirken,

1 kg soya için ortalama 1,800 litre,

1 kg buğday için 180 lite su gerekiyor.

* 1 kg biftek üretimi için ayrıca 15 kg tahıl gerektiğini de eklemek gerekir.

 

Peki, bitki temelli bir diyet izlememize engel olan şey nedir? Alışkanlıklarımızı ve zevklerimizi yenmeyi, yeni yemek pişirme yollarını öğrenmeyi, seyahat sırasında planlamayı ve yeme ve yemek paylaşımının sosyal yönlerini gezmeyi gerektirir. Ancak, dünya ikliminin ve kaynağının kaderi objektifiyle görüldüğünde, bu zorluklar aniden ufacık görünmüyor mu size de?

Hayvansal ürünlerden uzak bitkisel bir beslenme düzenini seçmek sadece bedeninize değil, yaşadığımız dünyayı da olumlu etkiliyor ve çevresel sürdürülebilirliği sağlıyor.

Tek bir seçimimizin iklim krizi üzerinde geniş ve belirleyici bir etkiye sahip olması ender rastalanan bir

durum. Gezegenimizin sağlığı ve gelecek nesillerin hayatta kalması için bitki temelli diyetler seçmek ve savunmak için manevi bir zorunluluğa sahip olduğumuzu bilmeliyiz.

Sea Shepherd örgütünden Paul Watson 2010 yılında Sea Shepherd gemilerinde çevresel sebeplerle vegan yiyeceklerin servis edildiğini şu şekilde ifade etmiş: “Okyanuslarda yakalanan balıkların %40’ı başta endüstriyel olmak üzere hayvancılıkta besin olarak kullanılıyor -tavuklar ve domuzlar denizlerdeki bir numaralı yırtıcı hayvan haline geldi’’.

Bir başka bakış açısı da Bob Torres ve Jenna Torres’un  Vegan Freak isimli kitaplarında geçiyo. İkili hayvan haklarındansa iklim değişikliği ve diğer çevresel sorunlara odaklanan veganları şu şekilde bir eleştiri getirmiş:  “Yalnızca çevresel sebeplerle vegan olmak, Auscwitz’e giden trenler karbon salınımını arttırdığı için Yahudi Soykırımı’na karşı olmaya benzer… Kişi her iki durumda da soykırıma karşıdır. Ancak çoğumuz soykırıma yalnızca çevresel sebeplerden karşı olan bir kişinin büyük meseleyi yani soykırımın tüm insanların sahip oldukları en temel hakları ihlal ediyor olmasındaki korkunçluğu ve dehşeti gözden kaçırdığını öne süreriz’’.

Sevda Sarp

Kaynaklar:

Steinfeld, Henning; Gerber, Pierre; Wassenaar, Tom; Castel, Vincent; Rosales, Mauricio; de Haan, Cees (2006), Livestock’s Long Shadow: Environmental Issues and Options (PDF), Rome: FAO

Bradford, E. (Task Force Chair). 1999. Animal agriculture and global food supply. Task Force Report No. 135. Council for Agricultural Science and Technology. 92 pp.

Herrero, M., Havlik, P., Valin, H., Notenbaert, A., Rufino, M., Thornton, P., Blummel, M., Weiss, F., Grace, D., & Obersteiner, M. (2013). Biomass use, production, feed efficiencies, and greenhouse gas emissions from global livestock systems Proceedings of the National Academy of Sciences, 110 (52), 20888-20893 DOI: 10.1073/pnas.1308149110

Gorbach, S. (2001). Antimicrobial Use in Animal Feed — Time to Stop New England Journal of Medicine, 345 (16), 1202-1203 DOI: 10.1056/NEJM200110183451610

http://environment.nationalgeographic.com/environment/freshwater/embedded-water/

 

PAYLAŞ

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.