Ana sayfa Oku

Nasıl vegan oldum?”

2125
1
PAYLAŞ

Konu veganlık olunca beni ilk defa tanıyan her kişinin sorduğu sorudur: nasıl oldu da vegan olmaya karar verdin? Belki bir kaç kişiye de ışık olması umudu ve hikayemi anlatmak adına, ilk yazımda bu konuya değinmek istedim. Şimdi en başından başlayacağım, küçüklüğümden. Öncelikle şunu söylemeliyim, sağlıklı bir ailede büyüdüm. Evimize abur cubur girmezdi, beklemiş yemek yenmezdi, hazır gıda alınmazdı; her şey mümkün olduğunca taze, günlük ve doğaldı. Annem çalıştığı için ilk okula başlayana kadar her sabah anneme ve dedeme bırakırdı. Her sabah yürüme seansı öncesinde az pişmiş yumurta ve yaklaşık 400ml süt ile güne başlardım, tabii koca bir peynirli domates tabağından sonra! Yumurta ve sütün tadını bütün gün hissederdim içimde. Sonra ananem gün boyunca beni beslerdi. Kayseri’li olmasının da etkisiyle bol etli bol karbonhidratlı yemeklerimiz olurdu. Yumurtalar, etler, mantılar, içli köfteler, her türlü hamurlu gıdalarla beslendim. Aksam annem beni almaya gelip eve dönerken yolda özel yoğurtçudan yoğurt alır, marketten özel kıyma çektirir, o gün yetecek kadar (annem beklemesini istemezdi yemeklerin) et alırdık. Eve döndüğümüzde de hep beraber hazırlardık mutfakta. Bu sayede köfte yapmayı çok iyi öğrenmiştim küçük yaşta. Ananemle beraber mantı kapatırdık. Sabah ki yumurta ve süt seansından dolayı hiç bir zaman bu ikisinin tadını çok sevemedim. Ama tam bir et obur ve peynir vampiriydim. Kabak dolması ile bile peynir yerdim. Peynirsiz hic bir öğünüm geçmezdi. Her yemeğin üzerinde, içinde, yanında ille de peynir olmalıydı. Ve tabii et.. şuan hatırladığımda kendime inanamadığım kadar çok severdim eti ve etli yemekleri. Az pişmiş olmalıydı bonfile, kabak dolmasının kıyması bol olsundu, köfteler bol baharatlı, sucuk ve pastırma Kayseri’den gelmeli, mümkünse haftada bir iki gün balık yemek zorundaydım, ve deniz canlıları, hepsi benim olmalıydı! Ailece hayvanları çok severdik aslında. Televizyonda hep hayvan ve yaşamlarını konu alan belgeseller açık olurdu. Komik ve ilgi çekici hayvan videolarını birbirimize gösterirdik. Bir de köpeğimiz vardı. Ben çok tatlı ve cins bir köpekle büyüdüm. Köpek dışında çeşitli balıklar besledim, çok cins bir kuşa yuva oldum, kaplumbağa çiftine özel alan hazırladım, sokaktaki kuşları, kedi ve köpekleri ellerime besledim. Ve kendimi hayvan sever zannediyordum.

Derken bir gün bir aydınlanma geldi

İşim gereği bir gün bir tavuk fabrikasını gezmek zorunda kaldığım gün. İşte o gün başladı her şey. Tabağımızda soslayıp tavuk olarak adlandırdığımız şeyin aslında bir yaratık olduğunu fark ettiğim o gün. Hayvancılık ve besin adı altında masum varlıklara olan zülmumuzu o gün far kettim. Gördüklerim karşısında bir çok karışık duyguyu bir arada yaşıyordum; acıma, acizlik, vicdan sızlaması, öfke, üzüntü, dehşet. Kendimi dışarıya zor attım ve göz yaşlarımı tutamadım. O günden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Şahit olduğum görüntüler insanlıkla ilgili sorular getirirken, ne yaptığımı sorgulamaya başladım. Elbette o gün tavuğu bıraktım. Tabağıma gelene kadar tavuğun bir canlı olduğunu anlayamamıştım. Sonrasında et yemeği bıraktım. Eti ancak zorlamayla bir şeyin içinde yiyebiliyordum. Ama o az pişmiş bonfile seven kız yoktu artık. Gördüğüm tavuklar aklıma gelirken internette kısa bir araştırma yaptım. Yine dehşet verici görüntüleri konu alan bir kaç  belgesel izledim. Yazının sonunda sizinle isimlerini paylaşacağım. Belgeseller beni bir üst boyuta taşıdı. Videoları izlediğim günün sabahı kafamda tek bir düşünce ile uyandım: kedi ve köpekleri çok seviyorum, peki ya ineği nasıl yiyebiliyorum? Aslında ikisinin de aynı türden olduğunu ve tek farkın benim yarattığım yenilebilir sevilebilir hayvan ayrımında gizli olduğunu kavradım andan itibaren bir daha asla hayvan yiyemezdim. Artık benim için et ve besin maddesi değil, hayvan yemekti tamamen. Kolu, bacağı, gözleri, kalbi sinir sistemi ve annesi olan bir canlı. Ve sırf ben onu yiyebileyim diye bir dizi kötü muameleye maruz kalıyordu. Bu vicdansızlığı daha önce nasıl göremedim diye kendime kızdım..

Ve bir süre sonrasında, bir yaz günü arkadaşlarımla gittiğim tatilde güzel mavi denizimizde yüzerken yanımdan geçen renkli balıklara bakıp oynarken buldum kendimi. Akşam balık lokantasına gittiğimizde oynadığım sevdiğim balıklarla tabağımdaki balık arasında ne fark var diye düşündüm… Tabağımda gördüğüm son balık o oldu. Ve tatil dönüşü peynir de çıktı hayatımdan, ve diğer tüm hayvansal gıdalar. Ben vegan olmuştum!

Şimdi ve şuanda….

Bir daha canlı yemeği aklımdan bile geçiremem sanıyorum. Yaşam felsefesi olarak Buddha’ya olan ilgim ve sprituel konulara da merakım, ‘et yemezliğin’ etik kısmında da beni besledi. Ölü hayvan yemek ölü enerji, bambaşka bir sinir sistemini bünyeye sokmak demekti, ve zarar vermek. Belki de ismimin bana vermiş olduğu farklı bir güçle küçüklüğümden beri sevgiyi esas aldım. Hayata, insanlara, durumlara, ve tabii bütün canlıları sevgi ile görebildim. Bu sebeple veganlık tam da bana göre. Hiç bir canlıya zarar vermediğim, verilmesine ortak olmadığım, her canlının hayatını değerli gördüğüm için huzurluyum. Akşam yattığımda vicdanım rahat tabii ama midem de rahat! Oh be dünya varmış!

Veganlığın bir de sağlık boyutu var elbette. Bu süreç bana kendi sağlığım konusunda da daha bilinçli olmaya itti. Aslında doğduğumuzdan günden bu yana bize dayatılan hayvansal gıda tüketmeden yaşamak mümkün değil yanılgısını yıkmak çok kolay oldu. Aslında fiziksel ve biyolojik olarak da hayvansal gıda tüketmek üzere yaratılmadığımızı kavradım. Et tüketiminin kan damarları, organlarımız ve hatta duygularımız üzerinde nasıl bir etki yarattığını öğrendim.

Hayvansal gıdaları hayatımdan çıkarmamla birlikte yerine güzel şeyler geldi. Sebzelerin gücünü tanıdım. Yiyecek yelpazesinin genişliğini far kettim. Kendim yemek yapmaya başladım. Bambaşka yeni baklagiller tanıdım. Uyku düzenim geri geldi. Cildim güzelleşti. Kilomu daha iyi kontrol edebildim. Artık kendimi ışıl ışıl hissediyorum. Karşıma çıkan herkese yaşadığım bu sürecin güzelliğini anlatıyorum. Toplumun bize doğru diye anlattığı şeylerin gerçek olmadığını, beslenme düzeninin tamamen farklı olması gerektiğini, hayvancılığın çevreye ve dünyamıza verdiği zararları görmemiz gerektiğini, veganlığın sadece beslenmek ile ilgili olmadığını herkesin bir gün görmesini diliyorum. Bu sebeple yazımda da bahsettiğim belgeselleri herkesin izlemesini tavsiye ediyorum:

Belki de vegan kelimesi bazı ön yargılar sebebiyle ilk duyulduğunda korkutucu, ürkütücü ya da yapılamaz gelebilir. Ama hep iddia ettiğim gibi ben peyniri bıraktıysam, herkes her şeyi bırakabilir! Biz buna zülumsuz, masum ya da bilinçli beslenme diyelim. Vegan yaşam tarzına geçtikten sonra protein meselesi ya da genel anlamda beslenme hiç bir zaman sorun olmadı benim için. Aslında daha zor olanı bunu çevreme anlatmaktı, yani tanıştığım kişilere mangal aşığı arkadaşlarımın sayısız soruları, alayları ve veganlığın girdiğim her ortamda ana sohbet konusu olması. Bıkmadan defalarca anlatabilirim sanırım: bitkilerde de protein bulunur ve sebzelerle inekler arasında farklar vardır! 🙂

Hipokrat, ‘Pek çok hastalık bedenimize ağız yoluyla girer’ demişti.

Sokrates, ‘Hayvanları yeme arzumuzu sürdürdükçe; mutluluğu elde etmek, dolayısıyla da adil bir toplum yaratmak için gereken şartları sağlamak nasıl mümkün olacak’ diye sormuştu.

Naom Chomsky, ‘Gelecekte insanlığın vejetaryenliğe geçişi ve hayvan haklarının yükselişi beni kesinlikle şaşırtmayacaktır’ diye öngörmüştü.

 

Sevda Sarp

 

PAYLAŞ

1 YORUM

Siz ne düşünüyorsunuz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.