Ana sayfa Oku

ÜTOPYA

148
0
PAYLAŞ

Yakın ya da uzak gelecekte, uzak değil çok yakın bir galakside, dünya gezegeninde yeni bir tür ortaya çıkar. Bu tür, insandan daha manipülatör, daha dedikoducu olduğuna göre belki insandan evrilmiştir, belki de gökten düşmüştür kim bilir? Hikayemiz için bir önemi de yoktur zaten, nereden ve nasıl geldiğinin.

Bu yeni tür, homo saphiens’in narsisizmine, maniple etme yeteneğine ve dedikoducu özelliklerine sahip olmakla birlikte bir miktar daha sinsidir ve kitlesel iletişimde saphiensten daha başarılıdır. Kısa zamanda kendini gezegenin efendisi ilan eder, dünyanın tüm kaynaklarını dilediği gibi kullanmaya hakkı olduğunu, seçilmiş tür olduğunu söyler. O bunları söyler de insan anlayamaz çünkü aynı dili konuşmuyorlardır. Beden dilinden, hislerinden bir şeyler anlasa da insan korkuyla karışık bir merakla yaklaşır bu yeni türe.

Yeni tür deyip duruyoruz bari bir de isim uyduruverelim, kinsan olsunlar. Bunları kaleme alırken bana eşlik eden hislerden biri de kin olsa gerek. Evet bu kinsanlar çok geçmeden bol bol üreyerek sayılarını gezegendeki tüm türlerin üstüne çıkarırlar.

Kimi insan ırklarını evcilleştirerek çeşitli işlerde kullanırken, kimi ırkları vücutlarındaki et miktarına ya da süt verme oranlarına göre endüstriyel insancılıkta kullanmaya başlar kinsanlar. Endüstriyel insancılıkta kullanılanlara, çiftlik insanları demeye başlarlar. Koca koca binalar inşa edilir. İnsanların tam olarak hareket edemediği, kimi zaman ışığı göremediği, nefes alamadığı, sürekli hastalıkların kol gezdiği yapılar kurarlar. İnsanları daha çok süt versin, daha çok kilo alsın diye hormonlu gıdalarla besleyip, hastalıklar için ise antibiyotiği dayarlar.

Bu esnada yıkanmayan, temizlenmeyen kafeslerdeki insanlar kendi dışkıları içinde, diğer insanların çığlıklarını duyarak yaşamlarını sürdürürler. Gözlerindeki korku ve acı bazı kinsanların dikkatini çeker ama sonuçta insanlar kinsanlar için yaratılmıştır deyip görmezden gelirler.

Yine endüstriyel insancılıkta, sütü için beslenen insanları suni tohumlama yöntemiyle üretirler. Her 12 ayda bir doğum yapan anne süt insanları ortalama 30 sene yaşarlar, bu sürenin sonunda artık doğum yapamaz hale gelirler ve hala hastalıktan ölmemişlerse kesimhane giderler.

Doğum yapan anne insandan bebeği ayrılır, eğer bebek erkek ise özel bir kafese konularak hareket etmeden 3 – 6 ay kadar beslenmesi sağlanır, kafesinde dışkısı içinde hareket edemeden büyüyen erkek bebekler 3-6 aylık olduklarını süt bebesi olarak kesimhanenin yolunu tutar. Kinsanlar arasında oldukça sevilen ve hatta bir tür prestij göstergesi olan süt bebesi etinin oldukça yumuşak olduğu söylenir.

E zaten hareket edemeden yaşadığı süre içerisinde etinin sertleşme şansı da olmamıştır. Kinsanlar az pişmiş ya da çok pişmiş olanını severler. Bazen üretim tesislerine gidip, canlıyken alıp, kendileri keser ya da kestirir süt bebelerini. Süt insanının yavrusu dişi olursa onun da sonu annesiyle aynı olur.

Bu arada tek tük de olsa bunları sorgulayan kinsanlara, annenin sütü sağılmaz ise annenin hasta olacağını bu yüzden fazla sütünün zaten alınması gerektiğini söylerek sektörü eleştirenlere kapak olacak cevaplar yine sektörün öncü kinsanları ve o sektörde çalışan kinsanlar tarafından yapıştırıldığı için çoğunluk insan sütünün bir sömürü ürünü olduğu ve kanlı bir sektör olduğundan habersizdir.

Eti için beslenen insanlara çok güzel, özel mamalar hazırlanıyor. Hatta yıllar içinde en çok kilo alanları seçilerek son yıllara oranla gelişme hızlarını 2 katına çıkardı kinsanlar. Artık besi insanları çok daha çabuk kilo alıyor ve böylece çok daha çabuk kesilebiliyor.

Bu arada kinsanlarda çeşitli çözümsüz hastalıklar baş gösteriyor. Doğada bebeklik dönemi dışında süt içen bir insan bir de kinsan var tabi. Nedense kendi türlerinin sütünü de içmiyorlar yetişkin olunca. Tabii artık insanlar sadece besi mamalarıyla besleniyor. İçinde bol bol sentetik madde var misler gibi.  Neden süt içiyor kinsanlar derseniz, endüstriyel insancılığın devamı için gerekli bir şey süt tüketimi. Önemli kinsanların karteli söz konusu, dolayısıyla bir sürü kinsan bilim adamı, bir sürü reklam, mutlu süt insanları ve insan sütü içen sağlıklı kinsanları öne çıkarıyor.

Bunların dışında insan deneylerine yönelen kinsanlar her ne kadar pek bir gelişme kaydedemeseler de çeşitli ırklar üzerinde, ‘şu rimeli şu insanın gözüne günde 1000 kere sokalım bakalım ne oluyor’ merakını gidermek amacıyla bu işkencelerine devam etmekte. Yani alt tarafı insan, e zaten deney insanı yetiştirme merkezleri ve deney hayvanı kullanımı etik kurulları falan var. Daha ne yapsınlar. Oturup da yok çığlık attı, yok gözünden yaş geldi diye insanlar için üzülsünler mi? Çok radikal.

Endüstriyel insancılık için kullanılmayan, vahşi ve soyu tükenmekte olan insan ırklarını ise insanat bahçelerine kapatarak tüm bu süreci çocuk kinsanların eğlenmesi, kendilerini üstün hissetmesi ve bu sistemi sorgulamamayı öğrenmeleri için tutsak ediyorlar. Kinsanlar işlerini biliyorlar.

İnsanat bahçelerinde bulunan çeşitli ırklardan kimisi güneşin altında kavrulurken kimisi susuzluktan baygınlık geçiriyor. Ne yapsalar parmaklar arasından çıkamıyor, depresyona giriyorlar. Sürekli kafalarını sallayan, kafalarını duvara vuran, kendi dışkısını üstüne başına, her yere süren, yaşamdan pes eden insanlar, parmaklıklar ardında kinsanların ilgisine sunuluyor. Kinsanlar da çocuklarıyla gidip bu insanlara bakarak eğleniyorlar. Nasıl olduğunu ben de bilmiyorum ama bunu görünce isyan etmiyor, üzülmüyor, kurtarmak istemiyor onun yerine eğleniyorlar.

Tüm bunlar olurken, kinsanlar daha da hasta olmaya, gezegen daha da hasta olmaya devam ediyor. Artık yağmur ormanları yok, çiftlikler var. Zürafalar, pandalar, orangutanlar yok. Besi insanları var. Çözümsüz hastalıklar var, insan deneyleri var. Sonucu kinsanlar üzerinde pek bir işe yaramıyor olsa gerek zira insan deneylerinde tedavi edilen hastalıklar kinsanlarda düzeltilemiyor.

Zengin kinsanların karnı daha çok doyarken, fakir kinsanlar açlıktan ölüyor bir yerlerde. Aslında insan besleyip onu yemek yerine yerine direk besinleri yeseler kimse açlıktan ölmeyebilir. Kinsan savaşları çıkıyor azalan kaynaklar için. Bebek çocuk demeden öldürüyor kinsanlar birbirlerini. Hayali sınırlar çizip onlar adına birbirini öldürüyor. Bir bölgenin kinsanı diğerine benzemiyor diye ölüyor.

Kadın kinsanlar da süt insanına benzer muamele görmeye başlıyor. Asıl görevi üremek ve erkek kinsanların bakımı oluyor. Kadın kinsan, erkek kinsanla aynı değil, kadın kinsanın görüşleri pek de önemli değil.

Kimi kinsan toplulukları kadının tek başına seyahat etmesini yasaklıyor, kimisi şarkı söylemesini, kimisi kadının ne giymesi gerektiğini söylüyor. Kadın uymazsa öldürüyor. Kadın kinsanlar anlayamıyor, insan sütü ile bu durum arasında ilişki kuramıyor. Çocuğuna gidip kinsan sütü alıyor, kocasına süt bebesi pişiriyor. Günler gittikçe kararıyor.

Kinsanlar bilimden de uzaklaşıyor bir süre sonra, teknolojileri sayesinde tüm gezegene hakimler. E gezegen ölüyor ama yapacak bişi yok.

Belki başka gezegenlerde yaşam vardır?  


İşte bu da benim ütopyam. Elbet bu gezegen bizden öcünü alacak. Hastalıklarla, kıtlıklarla, sellerle…

Şimdi sormak isterim tekrar, veganlar gerçekten radikal düşünen kişiler mi?

Her şey biz üstün insan türü için mi var, peki o kadar üstün isek bütün bu kötülüğün kaynağı ne?

O kadar haklıysak tecavüzler, cinayetler, hırsızlıklar, katliamlar nereden çıkıyor?

Günümüzde tüm toplumlarda yaşanan bir sorun var, çoğunluğun düşünceleri ve seçimleri her zaman doğru olmayabiliyor değil mi? Çoğunluk bazen çok haksız olabiliyor, yine de uymak zorunda kalınabiliyor, tarihte çok örnekleri olmuş şimdi savaşlardan bahsetmek istemiyorum.

Tercih kelimesi çok tehlikeli bir kelime, bu bir seçimdir. Et yemeyi yememeyi tercih etmezsiniz, bu kitlesel katliamın bir parçası olup olmamayı seçersiniz her öğününüzde.
Ve insanın özgürlüğü seçim yapabilmesinde yatar, özgürlük her zaman sorumluluğu getirir. Yaptığın seçimlerin sorumluluğunu taşımayı.
Bilerek, endüstriyel hayvancılılık nedir görerek, araştırarak yaptığınız bir seçim mi? Sadece sorgulayın.
Sokrates’in dediği gibi: Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez çünkü . . .

Şimdi vegan olmayan ve veganları radikal gören, eleştiren ve dalga geçen!(evet geçiyorsunuz😊) kişilere sormak istiyorum:

-Çoğunluk her zaman haklı mıdır?

-Bilim adamları tarafsız mıdır? Ne kadar tarafsızdır? Nasıl emin olabilirsiniz?

-Eğitim taraflı mıdır? Amaçları nelerdir?

-Bugüne kadar herhangi bir konuda bildikleriniz ya da size söylenenler yanlış olabilir mi?

-Newton ve Einstein neyi temsil ediyor sizin için? Modern fizikle birlikte neler değişti, eski bilgilerimiz değişti mi?

-Et yemek konusunda vicdanınız ne diyor?

-Vegan olup da proteinsizlikten ölen kaç kişi tanıyorsunuz?

-Daha önce hiç veganizm hakkında araştırma yaptınız mı? Fikirleriniz bilgilerinizin üzerine mi kurulu? Yoksa ön yargılarınız mı var?

-Vegan sporcular nasıl yaşıyor? Veganlar nasıl hayatta kalıyor?

Biz bütün sorularınızı tarafsızca yanıtlamaya hazırız. Yeter ki hep beraber tartışıp bilgi alışverişinde bulunabilelim.

Aslı Aydoğdu

PAYLAŞ

Siz ne düşünüyorsunuz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.