Ana sayfa Oku

Vegan Olmak Bir Başkaldırıdır!

237
0
PAYLAŞ

Veganlığı bir yaşam biçimi olarak içselleştirmiş bir birey, doğası gereği her türlü etikete ve ötekileştirmeye karşı bir duruş sergiler.

Veganizm bir kimlik değildir, özgür bireyler tarafından benimsenen bir yaşam biçimidir. Kendine ait bir felsefesi vardır.

Normalde her özgür bireyin, seçimlerinin getirdiği sorumluluğun bilincinde olması beklenir fakat günümüz dünyasında çarklar bu şekilde işlemez. Sorumluluktan korkarak, özgürce olduğunu düşündüğümüz ama baskı altında yapmak zorunda kaldığımız seçimlerle geçer gider yaşam öykülerimiz.

Vegan birey, varoluşunun doğası gereği, seçim yapma özgürlüğüne sahip olduğunu bilmekle kalmayan, yaptığı seçimlerin sorumluluğunu da üstlenen kişidir.

Vicdanı bir şekilde tetiklenmiş olan bu bireyler, yaptıkları her davranışın bir seçim olduğunu ve getirdiği sorumlulukları irdelemeyi başlar. Yediği her yiyecekten, aldığı her ürüne, giydiği giysiye ve yaşam biçimine her noktayı sorgular.

Yediğimiz her lokma, özgür bir seçim sonucu tamamen bizim sorumluluğumuzda midemize iner. Bence pandoranın kutusu bu noktada açılmıştır artık. Her şey çorap söküğü gibi diziliverir. İlk başta boğucu gelebilen tüm bu seçimler, sonuçları ve duyulan sorumluluktan korkup kaçmayan kişi, yaşantısını tüm bunların farkındalığıyla şekillendirmeye başlar.

Bu yüzden bir adı vardır bu tutumun, ama bir etiket bir kimlik değildir. Sorumluluklara karşı takınılan bir tutumdur.

Veganlığı bir etikete çevirmek, savunduklarına zarar verecektir ve vermektedir de. En başta mevcut sistemin kullanabileceği bir formu olumlayarak, sonunda eleştirdiğimiz toplumsal normların ve otoritelerin çarkında dönen kişilere dönüşmekteyiz.

Bunu engellemek için vegan kelimesinin alt guruplara ayrılması yerine tek ve genel bir olguya işaret edecek şekilde kalması gerektiğini savunuyorum.

Daha açacak olursak, vegan yaşam felsefesini içselleştirmiş bir birey, dünyanın en büyük et üreticilerinden biri vegan bir ürün çıkardığında bunu tüketmez. Bu ürüne vegan etiketi vurulmasını onaylamaz. Fakat şu an kullanılmakta olduğu şekilde gelişmeye devam ederse, dünyanın en büyük et üreticileri, hayvan sömürücüleri vegan ürünler üretmeye başlayacak ve bu ürünlerin tüketilmesi ile birlikte o kan damlayan çarkın içine çekilmiş olacağız.

Peki Vegan ürünler olmasın mı? Sadece vegan ürün üreten bir firma günümüzde ayakta kalabilir mi?

Hayır tabii ki vegan ürünler olmalı ve çoğalmalı. Sadece vegan ürün üreterek firmaların ayakta kalamayacak olmasında bizim de payımız var. Özellikle ülkemizde veganlar çeşitli alt guruplara bölünmüş durumda. Bu duruma acilen dur demeli, hep beraber hareket etmeliyiz. Vegan işletmeleri desteklemeli, yapıcı yaklaşmalı ama vegan etiketini sömürü amacıyla kullanan, kanlı ürünlerle de iş birliği yapmamalıyız.

Örnek vereyim, vegan dondurma yemeseniz ne olur? Kendiniz evde vegan peynir, seitan vs yapsanız ne olur? Bir vegan için kendi gıdasını hazırlamak ne kadar zor olabilir? Bütün seçimlerimizin sorumluluğunu almışken ama vegan salamsız da yaşayamam diyebilir miyiz? Ayrıca aramızda vegan ürünler üreten ve çok uygun fiyatlarla satan, atölyeler yapan arkadaşlar mevcut. Alternatifsiz değiliz!

Bunun yanı sıra, zaten bir firma veganları ne oranda sömürüyor ya da ne oranda kansız hepimiz araştırarak görebiliyoruz.

Tamamen vegan bir kurum ya da sömürüyle alakası olmayan bir kuruluş vegan sosis çıkarır, o zaman tabii ki destekleyelim. Vegan ürünler artsın. Ama kendimizi kullandırmamaya çalışalım, sırf sempatik görünecekler diye üzerimizden reklam yapılmasına da izin vermeyelim.

Lokal ürünlere, lokal üreticelere yönelmemiz gerekiyor, mümkün olduğunca. Bu demek değil ki her şeyi reddedelim ama göz göre göre de sömürülmeyelim. Zaten bu firmalar biz vegan ürünlerini almadık diye batacak firmalar da değil. Ya da ürettikleri vegan ürünler, insanlar üzerinde ay vegan dondurma varmış artık vegan olabilirim gibi bir etki de yaratmayacak, yaratacak olsa bile böyle bir motivasyon ile yaşama geçirilen herhangi bir uygulama zaten istikrarlı olmayacaktır. Bu firmalar vegan ürün üretince daha az hayvanı sömürmeyecek, tamamen vegan olmayacaklar. Bunları aklımızdan çıkarmayalım.

Bu demek değil ki pazardan mantar da almayalım çünkü onu satan kişi de vegan değil, kazandığı para ile sömürü ürünü alacak, dolaylı olarak destek veriyor olacağız. Evet mümkünse veganlar arasında alışveriş yapardık ama şu an malesef mümkün değil, o zaman gidip devasa et reyonları arasından mantar seçmektense sebze satan tezgahtan mantar seçmeyi daha etik buluyorum.

Açıkça görülecektir ki, günümüz şartlarında bu şekilde bir yaşam sürmek, başkaldırı demektir.

Tam bu noktada, Haluk Erdem’den küçük bir alıntı yapmanın yerinde olacağını düşünüyorum:

‘’ Başkaldıran kişi, pek çok etik değere sahip olan kişidir. Başkaldırma sanatın gerekliliğini kabul etmektedir; çünkü başkaldırma, yaratımda sürüp gider ve tanımlanır. Başkaldırmada adalet ve özgürlük birleşmiştir. Başkaldırma özgürlük istemiyle ortaya çıktığından bu özgürlük yalnızca bir kişi için öz konusu değildir.’’

Veganizm, gerçek özgürlük ve adalet için, ancak ve ancak öteki üzerinde, ötekinin canı üzerinde bir hak sahibi olunabileceğini reddederek ulaşabileceğimizi savunur. Günümüzde piyasalar da uyanıyor. Reklam yapmak için sosyal sorumluluk projelerine yöneliyor, işlerine gelen aktivist aktiviteleri destekliyorlar. Tabii ki bunu sadece çıkar için yapmayan kurum ve kuruluşlar vardır ama böyle bir trend de oluşmadı değil.

Henüz vegan bir aktivizm faliyetini destekleyebilecek, büyük ölçekli bir firma bilmiyorum. Belki de ben bilmiyorum.

Kendini hayvansever olarak tanıtan birçok birey aynı zamanda hayvan yiyor, giyiyor ve sömürü ürünlerini tüketiyor. Kedi, köpeği sevilecek, inek ve koyunu ise yenilecek, giyilecek hayvanlar olarak algılıyorlar. Çiftlik hayvanları dediğimizde kastettiğimiz inek, koyun, keçi, tavuk gibi endustriyel hayvancılığın köleleri oluyor ama bu tanımı kullanmayı da doğru bulmuyorum. Hayvan, hayvandır. Kedi de, inek de, tavuk da öyle. Çiftlik hayvanı etiketini, veganların asla kullanmaması gerektiğini düşünüyorum.

Veganlık bu gibi ayrımlar yüzünden, ‘’çok radikal’’ olarak tanımlanmakta. Oysa ki bir hayvanı yemek ve giymek mi, yoksa çeşitli bitkilerle beslenmek mi daha radikal?

Ahlaki ve toplumsal normları, endustriyel baskıyı görmezden gelmemek gerekir. Her koşulda, savunduğumuz hayvan sömürüsün etik olmadığı gerçeğini topluma anlatmak oldukça dikkat isteyen bir konudur.

Gerçekleri anlatmak için otoriter bir tutum takındığımız takdirde savunduğumuz özgürlük kavramını kısıtlayacak, vicdani seçimleri baskı altına alacak ve genel olarak özgür seçimleri tehdit edebilecek bir adım atmış oluruz.

Bunun sonucu bireyin seçimi artık onun sorumluluğunda olmayacaktır. Bu durumda kişiler herhangi bir yönelimde bulunsa dahi özgürlüğü baskılandığından, bu yönelim samimi ve uzun soluklu olmayacaktır.

Fakat özgürce seçim yapan birey, yaptığı seçimin sorumluluğunu alacak ve şüphesiz daha yaratıcı olacaktır.

Aslı Aydoğdu

PAYLAŞ

Siz ne düşünüyorsunuz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.